Salı, Haziran 27, 2006

Fotograflarla İngiltere Seyahatim

Trenlerde geçti hayatımız bu İngiltere seyahatinde. Basingstoke diye bir kasabada kalıp Hook diye bir kasabada toplantılar yaptık. Hergün iki sefer trene bindik. Basingstoke'ta Oakley House diye bir guesthouse'da kaldık. O civarda devletin verdiği harcirahla kalabileceğimiz başkacana da bir yer yoktu aslında. Giderken içimizde bir şüphe yoktu desem yalan olur ama beklediğimden çok daha iyi çıktı pansiyon.
Toplantılardan öncesinde yarım gün sonrasında ise iki günü Londra'da geçirdim. Tube ile gezmeyi pek seviyorum ya onu da bol bol yaptım. Bu sefer inanılmaz bir şekilde kah "planned engineering work" kah "strike" yüzünde gecikmesi, rezilliği boldu metronun.
İlk yarım günü gene parklara ayırıp, sabah 3 de başlayıp Londra saati ile 10 da biten yolculuğun yorgunluğunu Green Park'ın çimlerinde uyuyarak attım.
Sonraki iki günü ise müze gezmeye adadım. Adadım dediysem çok değil anca 4 tane müze gezebildim. National Portraits Gallery, Photographers Gallery, British Museum ve Tate Modern.
Fotograf'a doydum desem yalan olmaz. Hem National Portraits Gallery, hem Photographers Gallery hem de Tate Modern beni pek memnun etti. Zaman bulabilirsem, gezdiğim fotograf sergileri ile ilgili de birkaç birşey yazmak istiyorum. British Museum ise tam bir şaşkınlıktı benim için. Müzede "British" hemen hemen hiç birşey yoktu. Ortadoğu (Anadolu'da dahil tabi buna), Mısır, Yunanistan ve İtalya'dan "çalınan" veya İngilizlerin deyimi ile hibe alınan, bağışlanan tarihi eserler ile dolu kocaman bir müze. Tarih ait olduğu topraklardan koparılıp bambaşka bir ortamda sunulunca bana çok etkileyici gelmedi. O anki şaşkınlık ve sömürgeciliğe karşı olan sinirimden de böyle hissetmiş olabilirim.
Tate Modern'e gelince. İçindeki birbirinden önemli ve güzel bir sürü modern sanat yapıtı dışında binası çok ama çok etkileyici idi. Bizim Ankara Havagazı Fabrikasını yıkmamıza karşın, Londralıların şehrin içindeki bir fabrikayı dünyanın önemli bir modern sanat müzesi haline getirmeleri. Üzerinde biraz düşünmek lazım.

Tekne tatili için blog açtım

Bu sene yıllık izinde yapacağımız tekne tatili için blog açtım. Planlama aşamasından dönüşe kadar bloglamaya ve bloglatmaya çalışacağım. Bakalım başarabilecek miyiz?

Cumartesi, Haziran 17, 2006

Haziran'da Londra

Nasılsa dönünce uzun uzun yazacağım ama gene de hazır interneti yakalamışken, buradan bir "ce eeeee" demek istedim.
Bu seneki Londra faaliyetleri; uzun uzun yürüyüşler, Green Park'ta uyku. Bol bol bira. Bol bol fotograf. National Portraits Gallery, Photographers Gallery ve British Museum ziyaretleri. Denk düşerse yarın da son dakikada Tate Modern. Gönül daha ne ister.

Pazartesi, Haziran 05, 2006

Sücayi Abi ve Sekiz Köşe


Sücayi Abi babamın şapkacısı. Ne demek babamın şapkacısı? Babamın yıllardır kullandığı sekiz köşeli şapkaları Balıkesir bölgeside diken (dikebilen) tek terzi. Babamların nesli ile kullanımının sona ereceği, Sücayi Abi gibi zaanatkarlar ile birlikte de üretiminin sonra ereceği bu sekiz köşe şapkanın hikayesini belgelemek istedim. Hem konu ilgimi çok çekiyordu, hem de bu iş ne zamandır denemek istediğim foto röpörtaj için güzel bir fırsattı. Ben babamdan rica ettim, babam da Süyayi Abi'den. Hafta sonu Balıkesir'e gittiğimde, Sücayi Abinin dükkanında genelinde şapka özelinde sekiz köşe şapka üzerine uzun uzun sohbet ettik. Bir kumaşın nasıl şapka haline geldiğine şahit oldum. Fotografladım.

Sohbetimiz çok keyifliydi. Fotograflar güzel gözüküyor. Şimdi sırada babamla birlikte çektiğimiz fotografları ve konuştuklarımızı kullanarak bir yazı ortaya çıkarmak var. Hadi bakalım bunu becerebilecek miyiz?

Perşembe, Haziran 01, 2006

Tez İzleme Görüşmem


Hayatımda bu kadar öneme sahip olan bir toplantıyı nasıl olur da bloguma yazmam. Altı ayda bir ağzımdan çıkan iki cümleden birinin konusu illa ki bu toplantı oluyor. Bu toplantıları hatırlamak için bu dönemki toplantıya (bugün saat 13:30'daydı) fotograf makinamı da götürdüm. Üç beş fotograf çekip "Tez İzleme Görüşmelerimi ölmüsüzleştirdim." :)